23 Ekim 2013 Çarşamba

Üşümek

Kaldırım taşlarıyla döşenmiş bir yol. Taşları eskimiş.  Sıra sıra evler, dükkanlar ve çıkabilecekleri yerleri değerlendirmiş, henüz sararmamış otlar, kurumamış çiçekler.

Evden bir anda çıkmış, ne hızlı ne de yavaş  yürüyordu... Esinti ürpertisini tetikliyor, yarımyamalak belinin kenarından bağlanmış montunun kuşağının üzerinde  kollarıyla kendini sarmış bir şekilde yürüyordu. Kalkık yakaları saçlarını tutamıyor, rüzgar yüzünden ensesine dolaşıyordu. burnu soğuktan kızarmış, parmak uçları hissizleşmişti. Az önce yaşadıkları, topuk sesleriyle karışıyor, gözlerine vuruyordu. Minik yağmur damlaları yüzüne, saçlarına, bacaklarına konuyordu. Gözlerinden süzülen yaşlar vardı bir de. Gittikçe şiddetlenerek üstüne düşen suları farketmiyordu. Tek hissettiği gittikçe üşüdüğüydü. Beyni uyuşmaya başlamıştı. Ne sesleri, ne kelimeleri, ne hissettiklerini ayırtedebiliyor, hepsi havada bir toz bulutu gibi dönüp duruyordu. Bütün gün hiçbir şey yememişti. Düşünceler, gözyaşları, yağmur, soğuk iyice halsiz düşürmüştü artık.

Zile bastı, eve girdi. Üstünü değiştirdi. Bir anda kendini çok çaresiz hissetti. Gözyaşlarına engel olamadı. Bu sefer sessiz, sakin de değil, hıçkıra hıçkıra ağladı. Sakinleştiği bir ara, "gel şarap içelim" dedi arkadaşı. Şarabı sevdiğini bilirdi. Kafasını dağıtmak için yapmıştı. Beraber şarap içmeye başladılar. Gözyaşlarına ara ara engel olabiliyordu.  Bir ara "bu kadar mıymış şimdi?" diyebildi. Cevap alamadı. Beraber bir şişe şarabı bitirdiler. Kendini çok uyuşuk hissediyordu. Çaresizlik hissi neden oluyordu buna.  Biraz uyumak istedi. Gitti yattı.

Gözünü açtığında arkadaşı yanındaydı. "Hadi birşeyler yiyelim, çok acıktım." dedi. Canı hiçbir şey istememesine rağmen masaya gitti. Ufak tefek birşeyler yutmaya çalışırken arkadaşı, erkek arkadaşının geleceğini söyledi. Erkek arkadaşı da muhtemelen olanları biliyordu. O da onun arkadaşıydı sonuçta. "Tamam, iyi olur gelmesi." dedi. Gerçekten de iyi olabilirdi.

Yerde oturmuş, şarap ve sohbete devam ederken kapı çaldı.  Kapıya doğru gidince neden orada beklediklerini anladı. Tek bir kişi gelmemişti. O da gelmişti. Kadın, O'na bakarken O bakamıyordu bile. "Girebilir miyim?" dedi. Herkes kadına bakıyordu. "benim için bir sakıncası yok" dedi kadın ve lavaboya gitti. Çıktığında Onun koridorda beklediğini gördü. "Gel benimle" dedi ve kadını elinden tutup odaya çekti. Odaya girdiği gibi sarıldı kadına. Koltuğa oturdular. " Seni böyle göreceğimi tahmin etmiyordum. Çok ağlamışsın. Gözlerin ne hale gelmiş." dedi. Kadın O'na baktı ve kendine hakim olamadı. Ağlamaya başladı. Adam da üzgündü ama hiçbir şey yapmıyordu. Sadece böyle olması gerektiğini söylüyordu. Bu zamana kadar çaresizliği hiç bu kadar hissetmemişti kadın.

Adama kızgındı. Nasıl ağzını açıp tek bir laf etmez diye düşündü. Çok mu zordu? Bitecekse de en azından uğraştığını bilmek istemişti. En azından O da istedi ama olmadı demek istedi. Daha az acı vermeyecekti bu ama en azından kendini bu kadar yalnız hissetmeyecekti. Bütün bunlar beyninden geçerken adam kadının ellerini tuttu ve " Kimseyi bu kadar sevme, ben sevdim de ne oldu sadece kendini üzersin, kimse senden daha değerli değil" dedi. Kadın, adamın gözlerine son kez o gün, o an baktı.

Daha sonra ne "Hava soğuk, üşüyeceksin." mesajına ne de diğer mesajlarına cevap verdi.

Hiçbir şey yapmayan o adamı öyle ya da böyle bırakıp, bir daha kimseyi sevmeyeceğini söyledi kendine.  Ta ki 2-3 sene sonrasına kadar...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder