7 Ekim 2013 Pazartesi

Onlar


Bana hep zor adamlar denk geldi. Daha önce kalbi kırılmış, şefkate ve ilgiye aç. Hep çok sevdim diyemem. Sevdim ama. Çok sevdiğim de oldu. Şefkatimi, ilgimi esirgemedim hiç ama hiç te sevildiğimi dibine kadar hissetmedim. Onlar hep başkalarının yasını tutarken, ben onlarla güzel hayaller kurdum. Kalbime yerleştirdim onları, ellerimle saçlarını okşadım, öptüm onları, kucağımda uyuttum, hayaller kurdurdum onlara. Renkli çiçeklerle, büyük gövdeli ağaçlarla dolu bahçemi açtım onlara, minik evime yerleştirdim onları mutfağında küçük saksıda fesleğeni olan. Hayaldi işte. Hiçbiri ait olmayı beceremedi. Onlara ait olmayanların düşünceleriyle doldu beyinleri. İçten baktım onlara, en yumuşak taraflarımı açtım. İncitmemek için parmak uçlarımla dokundum hep. Kelimeler dökülürken dudaklarından ben yumuşaklarını seçtim hep. İçim ısınsın istedim. İncinmek istemedim. İncitmesinler beni istedim. İstediğim sadece sevgiydi. Saçlarım sevgiyle okşansın istedim. Ellerim sevgiyle tutulsun, gözlerime sevgiyle bakılsın istedim. Sevildiğimi hissedeyim istedim.

Onlar sıcak bir kucak isterlerken kendilerine, benim ne istediğimi, ne düşündüğümü önemsemediler. Her bir kırgınlığımın nedeni oldular. Sadece ne istediklerine odaklandılar. Benden istediklerini almak için benim isteklerimi, düşüncelerimi, fikirlerimi ezip geçtiler. En çok sevdiğini söyleyeni en çok zararı verdi bana. En şefkat isteyeni bizim için, ikimiz için bir kelime bile söyleyemedi. Bu bana oynanan bir oyun mu bilemedim ama hepsinin eski sevgilileri sadece iki isimdi. Birbirleriyle adaş farklı kadınlar. Başkalarının olan ama bu adamların hala düşüncelerinden atamadığı kadınlar. Bilmiyordum. Hep sonradan öğrendim. Sonradan farkettim.

Bu tip adamlar dolu etrafta. kadınları korkmadan inciten, kıran, yeterince önemsemeyen. Sorsan hepsi kadınları biliyordu. Kadınların ne düşündüğünü, ne istediğini, ne hissettiğini. Sorsan hepsi çok mutlu edecekti de fırsat verilmedi ya da fırsatları iyi değerlendiremediler. Bir kadını sevdiklerinde neler olabileceğinden o kadar habersizdiler ki. Sevilen, mutlu bir kadın kadar cömerti yok dünyada. Bir kadın kalbini açıyorsa adam sadece keyfini çıkarmalı. Şık bir sofra düşünün. Çeşit çeşit yemekler. O sofraya erkeğin getirmesi gereken tek şey bir içecek. Belki bir şişe şarap, belki sadece su. Sonra sofraya oturmalı ve o sofranın o kadının ona sunduğu şeyler olduğunu bilerek yavaş yavaş, tadını ala ala yutmalı lokmalarını. Kadının sevgisinde incelik vardır çünkü. Erkeklerse döke saça yenilen bir yemek sonrasında arkasında lekeli bir örtü, yarım bırakılmış yiyecekler bırakırlar. Sonra kadın o yarım yamalak, döke saça yenen şeyleri toplar ve dolaba kaldırır. Masaörtüsü de yıkanır. Masa da eski haline getirilir. ne o adam bir daha o sofrada bulunacaktır ne de kadın yere dökülen incilerini bir daha adama sunacaktır.

Bu adamlar daha sonra oturup, kadınlardan dert yanar.

Bir adam, onu seven bir kadını sarıp sarmalamadıysa ve sevgiyi karşılıklı yaşamadıysa bir kadın güzelliği nedir hiçbir zaman bilemeyecek, anlayamayacak. Kadının renklerinden kendini hep mahrum bırakıp, başka adamların cümleleriyle çalıntı hayatlarla yaşayacak.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder