21 Ekim 2013 Pazartesi

"O"

Bir kadın için hayatındaki erkekler önemlidir. Babası, dedesi, kardeşi, abisi, amcası, dayısı vs. kim varsa.

Dayım var benim mesela. Biz İstanbul'da dayım da Çorum'da yaşardı. Antalya'dan Çorum'a gidecek olsa İstanbul'a gelir beni görürmüş. Çocukluğuma dair çok anım var dayımla. Beni kahveye ve maçlara götürürmüş. Beşiktaşlı dayım. Ben ise Fenerbahçeli. Giderdik maçlara ama.

Manevi dedem... Annem ile babamın iş arkadaşıymış. Patronları hatta. Ben doğduğumda onların senelere dayanan dostlukları çoktan oluşmuş. Bana küçükken sormuşlar "bu kim?" diye. Ben de "dede" demişim. Sonra da öyle kalmış. Büyükbabamı hiç görmedim, dedem ben 9 yaşındayken vefat etti. Dolayısıyla 14 yaşıma kadar dedem diyebileceğim tek insandı. Her geldiğinde beni saçlarımı okşayarak uyuturdu. Ben de bir tek Onun dokunmasını isterdim. Başka kimseyi saçlarıma dokundurmazdım. Masallar anlatmazdı hiç. Hikayeler anlatırdı. Bazen komik, bazen karışık ama hep güzel hikayeler... Sorular sorardı sonra Onu ne kadar dinlediğimizi daha doğrusu ne kadar dikkatli dinlediğimizi anlamak için. Bazen sessizce severdi saçlarımı.  Hep uzundu saçlarım. Banyodan çıktığımda saçlarımı tarardı. Saç kurutma makinasıyla kurutmama izin vermez, havluyla kendi kuruturdu. Hergün de gelse mutlaka saçlarımı okşayarak uyuturdu. Kedi gibisin derdi bana. Çok sıcak kanlı bir insan olmamama rağmen Ona hep içten ve sımsıkı sarılırdım. Dedem ya derdim. Hayatımdaki en önemli insanlardan biriydi.

Babam... Babam benim kahramanımdı. Dünyanın en güçlü adamıydı. Haftasonları beraber çıkar Göztepe SSK nın orada sabit pazara giderdik. Sohbet ede ede giderdik. Dondurma da yerdik. "Anneni mi babanı mı seviyorsun" sorusunun cevabı "ikisini de çok seviyorum. Sormayın bana böyle şeyler." derdim ama ben en çok babamı severdim. Annem üzülmesin diye öyle yanıt verirdim.

Ben Ricky Martin'i çok severdim. Odamda posterleri vardı. Kasetleri ilk çıktığı gün alırdım. Üçü de bozulurdu. Bir gün annem, kardeşim ve ben Çorum'a gittik. Giderken de babama "eğer posterler düşerse düzgünce katlayıp, masamın üstüne koyar mısın" dedim. "Tamam" dedi. Eve geldiğimiz de üçü de evde. Odaya bir girdim baktım, duvarda iki, üç poster kalmış. Hepsi düşmüş, babam da katlayıp masamın üstüne koymuş güya. Sonradan öğrendim ki üçü girmiş odama posterleri duvardan sökmüşler, katlayıp masamın üstüne koymuşlar. Bana da düştü demişler. O zaman da gülmüştüm çok, hala daha da gülüyorum.

Ben on dört yaşındayken Antalya'ya taşındık biz. Birkaç sene gelemedik İstanbul'a. Telefonla konuştuk dedemle. "Biz gelemiyoruz, sen gel" derdim. "tamam" derdi ama gelmedi. Sonra görüşmeler kesildi. Ben bir hastalık atlattım. 2 sene sonra ilk defa hastanede yatarken aradı. Konuştuk biraz. O kadar. Yani 1999 senesinden beri görmüyorum kendisini. Son 5 senedir İstanbuldayız. Aynı şehirlerdeyiz. Yaşadığını biliyorum ve bir gün ölüm haberini almak istemiyorum.

Dayım. Dayım Antalya'ya da geldi sık sık. Hala görüşüyoruz ama eskisi gibi değil. Zaman herkesi değiştiriyor.  Hayatları da tabi.

Babama gelince. Herşey küçükken daha güzeldi.

Büyüdükçe mi sevgiler azalır ya da insanlar gider bilmiyorum. Büyümeyi sevemedim hiç. Büyüdükçe birşeyleri kaybediyor insan. Herkes gider düşüncesi zamanla işliyor beynine. Kimse kimseyi o kadar da sevmiyormuş demek ki derdim. Zaten bu durumdan olumlu birşey çıkarmak maalesef çok zor.

Sonra bu düşünceler iyice perçinlenmişken, üstlerinden seneler seneler geçmişken, O geldi. Bakıldığında çok ta bir farkı yoktu aslında. Tanıdıkça birşeyler değişti. İçimde ne varsa geriye attığım, bir bir çıkarıyordu bilmeden. Aslında biraz canım acıyordu. "O da mı öyle yoksa? bunları yapıyor ve sonu yine aynı mı olacak acaba?" diye düşünmekten kendimi alıkoyamıyordum. Ama o bunların farkında değildi. Çünkü bu yazıdaki şeyleri ayrıntılı bilmiyordu. Konuşmamıştık hiç. Bilmediği şeylere bile dokunabiliyordu. Benim bile unuttuğum şeyleri, bir sürü şeyin altından cımbızla çekiyordu sanki. Bir kere saçlarımı taramıştı mesela. Birkaç gün önce de saçlarımı sevdi usul usul. Gözlerine bakmaktan alıkoyamadım kendimi. Kimseyi dokundurmadığım saçlarıma Onun dokunması o kadar iyi gelmişti ki. Nereden biliyordu? Nereden aklına gelmişti? Farkında mıydı acaba bana neler hissettirdiğinin?  Korktum aslında. Hiçbir sevginin sürekli olamayacağı öğretildi bana ve acaba O da mı sürekli olmayacaktı? Ama öyle dokunmuyordu. Sanki hep yanımda olacakmış gibiydi. Zaten hep yanımdaydı sanki yıllardır ve hala da öyle olacak gibiydi.

"O",  bütün bunları nasıl yapıyordu? Nereden biliyordu? Nasıl bu kadar bilmeden, çok derine inebiliyordu? Bazen gerçekten birbirimizi yeni tanıdığımızı düşünmüyorum. Yıllardır bir şekilde hayatımızdaydık birbirimizin. Reenkarnasyon ya da paralel evren mucizesi mi yoksa bu? Eğer öyleyse bu sefer hep yanımda kalabilir mi?


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder