8 Ekim 2013 Salı

Istanbul


Benim şehrim Istanbul.

Yağmuruyla, soğuğuyla, kaldırım taşlarıyla, yollarıyla, gökyüzüyle, güneşiyle, bulutuyla, Kadıköyüyle, Beşiktaşıyla, tarihiyle, boğazıyla, deniziyle, martılarıyla ...

İnsanlarının değerini bilmediği bir şehirdir Istanbul.  Başka şehirlerin hayalini kurarlar, sokaklarını pisletirler, kaldırımlarını çiğnerler, beton yapılarla doldurur, denizini pisletirler. Gökyüzüne ulaşabilselerdi onu da lekelerlerdi.

Sadece almaya gelirler Istanbul'a. Kimse hiçbir şey vermemiştir bu şehre. Başka şehirlere gitmenin hayalini kurar bu şehrin insanları. Memleketlerini özlerler hep.

İstanbul'a kadın da diyen var erkek te. İlla bir biçimi olmalı ya herşeyin, Istanbul'a da çizerler bir biçim. Biçimini bilmem ama ruhu var bu şehrin, insanlarının henüz okumayı beceremedikleri. Sabrı var bu şehrin, usulca yatar onca insanın ayaklarının altında.

Sevgili gibidir Istanbul, denizini, gökyüzünü sunar insanlara. Denizini kirletirler Istanbul'un, içinde kayboldukları. Denizi, gözleridir bu şehrin. O gözlere kimse bakmadığı içindir ki lekelidir gözleri.  İnsanları sadece girerler, çıkarlar. Eğer olur da bakarlarsa da başkalarını ararlar.

Gökyüzü, şefkatidir bu şehrin. Deniziyle birleştiğinde ufukta umutlar barındırır. Gökyüzü sarar lekeli gözlerini, yağmur yıkar sokaklarını.

Duvarları vardır bu şehrin, kuytusunda evsizlerin barındığı. Köprü altlarını yuva yapar çocuklarına bu şehir.

Yolları da var bu şehrin. Memleketlerini özleyenleri, başka şehirlerin hayallerini kuranları, uzaklaşmak isteyenleri kavuşturur memleketlerine, hayallerine, aradıkları sakinliğe. O yollardan geri gelenleri kucaklar Istanbul. İnsanlar gitmenin de hakkını veremiyorlar. Verebilseler keşke de bu şehir sadece sevdalılarına kalsa. Denizine, gökyüzüne, martısına, sokağına, tarihine, duvarlarına aşık olanlarına kalsa...

Not: İstanbul'un telaffuzunun doğrusu Istanbul'dur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder